Ana sayfa Güncel Bu bir CHP eleştirisi değildir

Bu bir CHP eleştirisi değildir

78
0
PAYLAŞ

Yoksa hala makarna, kömür, hile gibi sadece vicdanınızı rahatlatacak avuntularla gündelik yaşamlarınıza devam mı edeceksiniz?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yemin ederken CHP, İYİ Parti, HDP ve Saadet Partili milletvekillerinin ayağa kalkmamasını, oyunu kaybettikten sonra mızıkçılık yapan ama bununla da hiç bir şey elde edemeyen huysuz çocuklara benzetiyorum. Bir yerlerde birileri eminim “oh ne güzel yaptılar” diyordur. Devlet saygısı gibi konulara girmeyeceğim ama bu partilerin milletvekilleri şunun farkında mı acaba?

Ayağa kalkmadıkları sadece Erdoğan ve onun temsil ettiği devlet yapısı değil, ona oy veren 26 milyon insan. Bıkmadan usanmadan tekrarlayacağım halka rağmen iktidar olamazsınız.

Kavga ederek, Erdoğan’ın kötü bir taklidine dönüşerek seçmenlerin kalbini kazanamazsınız. Erdoğan kan kaybediyor ancak büyük ölçüde muhalefete oy akmamasının en büyük nedeninin insan unsuru olduğunun farkında mısınız?

Yoksa hala makarna, kömür, hile gibi sadece vicdanınızı rahatlatacak avuntularla gündelik yaşamlarınıza devam mı edeceksiniz?

Elbette masalarda kazanılan zaferlerin, perde arkası oyunların gücünü yadsımıyorum, bazı komplo teorilerinin doğru olabileceğini düşünüyorum ancak sokaklarda, tribünlerde size inanan, destekleyen bir insan ordunuz yoksa, stratejik bir akıla sahip değilseniz, masalarda, karanlık odalarda pazarlık şansınız söz konusu olamaz. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

Bu seçimlere hep birlikte güle oynaya girildi mi, herkese kampanya yaptı mı? Peki o zaman neden şimdi ayağa kalkmamak, halkın iradesini tanımamakta ısrar etmek? Buna gelen tepkileri duyabiliyorum, “ama adil bir seçim ortamı yoktu ki!” O zaman neden seçimlere girip bu oyunun parçası olmayı kabul ettiniz, sandık başında canını dişine takan, size hiç bir siyasi beklenti olmadan destek veren insanları yarı yolda bıraktınız? Bu insanların arasında çok değerli iş insanları, akademisyenler, doktorlar, eczacılar, avukatlar var. Bir zahmet onlarla görüşüp partilerinizin yönetim mekanizmalarına dahil etmeyi düşünüyor musunuz?

AKP, 2002’de iktidara geldi. Bu seçimlerde baraj nedeniyle neredeyse seçmenin yüzde 45’inin siyasal tercihi mecliste temsil imkanı bulamadı. Geriye dönük hesap sorma niyetinde değilim ancak o gün ana muhalefette olan CHP ve meclise giremeyen siyasi gruplar hemen oturup iktidara gelebilmek için bir strateji geliştirdiler mi merak ediyorum. Tam 16 yıldır muhalefette olan CHP ve farklı siyasi yapılar, kendileri için stratejik bir yolculuk kurgulamadıkça, ülkenin AKP’ye oy vermeyen diğer yarısının siyasetten iyice uzaklaşmasına neden olacaklar, kendilerine oy verecek kitleler bulamayacaklar.

STEVE JOBS’UN SÖZÜ

Galiba, muhalefete bir kez daha iletişim ve iknanın esasını anlatmak gerekiyor. Steve Jobs’un ne demek istediğimi çok güzel anlatan bir sözü var aslında:

“Müşteriler biz onlara göstermeden ne istediklerini bilmez.

Bunun yanı sıra Henry Ford’un şu sözünü de sıkça tekrarlardı Jobs, “Müşteriye ne istediğini sorsam, daha hızlı bir at talep ederlerdi.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, seçimlerin ardından, “Bizim mahalleye hitap eden dili terk edeceğiz” diyerek kendi seçmenini suçladı bir anlamda seçim başarısızlığı için. Oysa sorunun karşı mahalle değil kendi mahallesini bir türlü kuramamaktan, ona sahip çıkamamaktan ibaret olduğunu bir anlayabilseydi. Meral Akşener’e oy kaybettiren ise ait olduğu mahalleden çıkarak karşı mahalleyle işbirliği yapması oldu. Nitekim İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ da bunu doğruladı. Akşener’in acilen söylemini gözden geçirmesi ve örgütlenmesini de buna göre yeniden yapılandırması gerekiyor.

İnsanları ikna etmek, davranışlarını değiştirmek için öncelikle strateji belirlemek ve plan yapmak gerekir. Bunları yapabilmek için de dersini çalışmak, hazırlıklı olmak. Siyasal iknanın ilk adımı oy istediğiniz seçmen ve toplulukları anlamak üzere beyin kası geliştirmektir. İnsanları anlamaya başladığınızda, ne düşündükleri üzerine anlayış geliştirdiğinizde bir anlamda da ikna etmeye başlarsınız. Seçmen davranışını bilmek ve doğru analiz etmek siyasal partilerin başarısı için büyük önem taşımaktadır. Bunu bilmeden, anlamadan yapılan kampanyaların istenilen başarıyı elde edememesi, hiç de şaşırtıcı değil.

SOKAKTAKİ İNSANI DİNLEME ZAMANI GELDİ

Seçmenlerin gündelik yaşamlarında birçok şey olur biter. O nedenle, onların gündelik yaşamının bir parçası olabilmek ve tabii bunu oya dönüştürebilme için evrenlerini anlamak önemli. Artık seçmeni tanımak için sokaktaki insanı dinleme zamanı geldi. CHP’ye fazla yüklendiğime dair uyarılar alıp duruyor tanıdıklarımdan. Nasıl yüklenmem?

Mesela, CHP’nin oy deposu olan aslında biraz çalışsa, yüklense neredeyse tulum çıkarabileceği Trakya’da geçtiğimiz günlerde hepimizi üzen bir tren kazası gerçekleşti. Ardından CHP, Çorlu’daki kazayı siyasal bir tartışma haline getirme niyetinde değiliz, diye açıklama yaptı. Soma’da “hala neden AKP oy alıyor” diye soranlara cevap niteliğinde aslında bu açıklama.

Çünkü, AKP, hemen yerel örgütlerini harekete geçiriyor ve gündelik yaşamı kayıp yaşayan aileler için kolaylaştırmak için çaba harcıyor. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama oyunu alabileceği, ikna edebileceği insana dokunuyor. İnsanları ikna etmenin en etkin yolu onları anlamak ve her iki tarafın da kazandığı bir çözüm sunmaktır.

Türkiye’de yaklaşık 22 milyon hane var. Bunun 4 milyonu İstanbul’da. Ankara ve İzmir, hane sayısının İstanbul’dan sonra en yüksek olduğu şehirler. Ortalama hane halkı sayısı 3,8. 1994 yılında, seçimler öncesi bir toplantıda Refah Partisi için çalışan kadın politikacı oturmuştu yanıma. Sohbet ederken bana İstanbul’da “350 bin haneye” girdiğini anlatmıştı. O günlerde hiç bir şans tanınmıyordu Erdoğan’a. Bir sosyolog arkadaşım, yaptığı araştırma sonuçlarına bakarak Refah Partisi’nin seçimi kazanabileceğini öngörmüştü. Ben de 350 bin haneyi duyduktan sonra Erdoğan’ın seçimleri kazanabileceğini söyledim bir kaç ortamda. Türkiye’ye yeni dönmüştüm ve tahmin edersiniz ki, ülkemi tanımamakla suçlandım, aynı sosyolog arkadaşım gibi şiddetli bir tepkiye maruz kaldım. 1994 ve 350 bin hane! Bunları aklınızdan asla çıkarmayın. Seçmen kitlenizin olduğu her yere girebilmek, bulduğunuz kapıları çalmak ve içeri davet edilmek, işin özü.

DOĞRU KAPILARI ÇALIP DOĞRU İNSANLARI BULMAK

Kampanyalar, herkese eşit biçimde ulaşamaz. Kaynaklarınız sınırlıdır. O nedenle herkese ulaşmaya çalışmak yerine, hedeflediğiniz ve size kazandıracağınıza emin olduğunuz kitlelerle sürekli iletişim içerisinde olmak gerekir. Doğru kapıları çalıp, doğru insanları bulmalısınız.

Başarılı kampanyaların arkasında önemli bir gönüllü gücü yatar.  Gerek sokaklarda gerekse dijital dünyada sizin adınıza konuşacak, davanıza sizin adınıza taraftar toplayacak gönüllülerin “mutlu” olması ve size güvenmesi için elinizden geleni yapmak durumundasınız. Peki TBMM’de ayağa kalkmayan ve seçimlerle ilgili çeşitli komplo teorilerinin havada uçmasına neden olan muhalefet, seçim akşamı ne yaptı? Sandıklarda ümitsizce mücadele eden binlerce gönüllünün karşısına çıkıp, yanlarına gidip bir açıklama yapmak yerine “uyumayı” tercih etti. Başkanlık yarışında 15 milyon seçmenin oyunu alan Muharrem İnce, Ayşe Arman röportajıyla çıktı seçimlerden hemen sonra ortaya. Üstelik seçmenine şizofren demekten de kendini alamadı. Sayın İnce, size Hürriyet gazetesi oy kazandırmaz, danışmanlarınız kandırmış ya da yanlış biliyorsunuz. (Minik bir hatırlatma: aynı gazete 1998’de Erdoğan’ın siyasi hayatının bittiğini sürmanşetten bildirmişti.) Oysa en fazla oy aldığınız mahalleyi bulup orada bir kahve toplantısı yapsaydınız, yanınıza ilk günden bu yana size inanan bir kaç gönüllüyü de alıp tüm gazetecileri de oraya çağırsaydınız, ağırbaşlılıkla, vakur bir duruşla bir açıklama yapsaydınız bugün “demokrasi kahramanı”ydınız.

“GÜCÜMÜZÜ HALKTAN VE HAKTAN ALIYORUZ”

1977’de Ecevit’in liderliğinde umudu örgütleyen CHP, Türkiye genelinde oyların yüzde 41,4’ünü, İstanbul’da da 58,2’sini almıştı. İnanılmaz bir halkla iletişim becerisi göstererek, rakipleriyle kavga etmek yerine uzlaşmacı tavrıyla kentliden köylüye neredeyse ülkenin yarısının kalbine girmeyi beceren Ecevit, gücünü halktan ve haktan aldığını söyleyerek müthiş bir örgütlenme ile köy köy dolaştı. Halkı, başarabileceklerine inandırdı.

1997 İngiltere Seçimleri’nde İşçi Parti, her ne kadar politika değişikliği nedeniyle eleştirilse de Tony Blair’in liderliğinde büyük başarı kazanmıştı. Bu başarının ana faktörlerinden biri olarak, iyi örgütlenme kadar kazanacaklarına dair büyük inançlarını da gösterebiliriz. Nitekim, Blair’in kampanya süresince Muhafazakar Parti’ye sanki iktidardaymış gibi müdahale eden gölge kabinesi, seçimden sonra olduğu gibi göreve geldi. Kazanacağınıza dair özgüven ve seçmene vereceğiniz umut, size zaferin yolunu muhakkak açacaktır. Kazanacağınıza olan inancınız, cesaret yayar. Cesaret ise insanları birleştirir. Seçimi de size bu insanlar kazandırır.

Milyarlarca bütçelik kampanyanızı sokaklarda mahallelerde, çevrimiçi alanlarda destekleyecek gönüllüleriniz, taraftarlarınız yoksa, sizinle aynı dili konuşan, mesajlarınızı ileten elçilere sahip değilseniz kaybetmeye mahkumsunuz. Tabii bir de bütün bu evreni yönetme becerisine ve gücüne sahip bir lider değilseniz. Sonra gidip bunu yapabileni suçlamak, onunla meşru bir oyuna girip ardından bu meşru bir oyun değildi diyerek ağlayıp sızlanmak, şikayetini halka giderek değil bir kaç gazeteci ve sosyal medya aracılığıyla dillendirmek, milletin meclisinde ayağa kalkmamak sizi hiçbir biçimde kurtarmaz.

Şeyda Taluk

Odatv.com

Kaynak : http://odatv.com/bu-bir-chp-elestirisi-degildir-12071852.html

BİR CEVAP BIRAK