Ana sayfa Güncel Nuray Mert: AKP destekçisi yazarların sütunlarından küfür eksik olmuyor; Türkçeleri bozuk, kasmasınlar!

Nuray Mert: AKP destekçisi yazarların sütunlarından küfür eksik olmuyor; Türkçeleri bozuk, kasmasınlar!

68
0
PAYLAŞ

"İslam medeniyetinin düşünce külliyatına da hâkim değiller"

Cumhuriyet yazarı Nuray Mert, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "Diğer alanlarda olduğu gibi kültür sanatta da üzülerek söylüyorum kopya çektik, kötü taklitler yaptık" açıklamasını hatırlatarak "Epeyce zamandır AK Partisi destekçisi kalemler de, bu konuda pek ‘şikâyetçi’, artık kimi kime şikâyet ediyorlarsa" dedi. "Bunların bazen kendileri, bazen yazdıkları gazetelerdeki yazar arkadaşlarının sütunlarında, ağza alınmayacak argo, hatta küfürlü tabirlerden geçilmiyor" görüşünü savunan Mert, "Dahası, her şeyden önce Türkçeleri bozuk, fakir, farkında değiller, sıklıkla yabancı tabirler/kelimeler kullanıyorlar. Bence, bu kadar masum olanın bir mahzuru yok ama, o halde ‘kasmasalar’ diyorum" diye yazdı.

Nuray Mert'in "Kültür meselesi" başlığıyla yayımlanan (6 Ocak 2017) yazısı şöyle:

Hatırlıyor musunuz, feci yılbaşının hemen öncesinde bir ‘kültür’ meselesi vardı? Bizzat Cumhurbaşkanı kültür konusunda ‘başarısızlık’tan bahsediyordu. Epeyce zamandır AK Partisi destekçisi kalemler de, bu konuda pek ‘şikâyetçi’, artık kimi kime şikâyet ediyorlarsa! 
Bazıları için ‘kültür meselesi’, yabancı/ Batı kültürünün yerini bir türlü yerli/milli/İslami kültürün alamamasından ibaret. Ortada 14 yıllık bir muhafazakâr/İslamcı iktidar dönemi ve hatta daha önceki Türk-İslam sentezci iktidarlar var ama, bu konudaki şikâyetler 1950’lerden beri hep aynı, kültürü dönüştürmek konusunda ellerini neyin bağladığı belli değil. ‘Kültür’den ne anladıkları da çok anlaşılır değil, mesele çocuklara Noel Baba yerine Hacivat-Karagöz’ü sevdirmek; Osmanlı motifli perde kumaşı üretmek ise işleri çok zor olmasa gerekti. 
Diğer taraftan, bir de, daha ‘sofistike’ bir yerli kültür arayışında olduğu iddiasında olan büyük yüzüklü, ceket mendilli, ‘yeni elit’ olma gayretlisi takımın şikâyetleri var. Bunların en büyük sorunu çok aşikâr biçimde ama gizli Batı kültürü hayranı olmaları. Arapça yerine İspanyolca öğrenme, en son moda postmodern Batı düşünürlerinin kitaplarını övünerek alıntılama hevesi içindeler. Bence bir mahzuru yok, dünyalarının illa İslam klasikleri ile sınırlanması tabii ki şart değil, hatta tam tersine, İslam medeniyetinin parlak dönemlerinde de Kadim Yunan Felsefe geleneği biliniyor, tartışılıyordu, tefekkürün tekamülünün şartı bu; farklı paradigmaları bilmek, tartışmak şart. Sorun bu değil, sorun alıntılanan ‘havalı’ düşünürlerin doğru dürüst bilinmemesi bile değil, bu kardeşlerimiz, her şeyden önce, adına konuştukları İslam medeniyetinin düşünce külliyatına da hâkim değiller. 
Bırakın onu, bırakın İslam medeniyetini, kültürünü, ciddi bir edep, adap meseleleri var, oysa kültür her şeyden önce bir adap, edep meselesi olmak gerekir. Bunların bazen kendileri, bazen yazdıkları gazetelerdeki yazar arkadaşlarının sütunlarında, ağza alınmayacak argo, hatta küfürlü tabirlerden geçilmiyor. Dahası, her şeyden önce Türkçeleri bozuk, fakir, farkında değiller, sıklıkla yabancı tabirler/kelimeler kullanıyorlar. Doğrusu, ben en radikal geçinen abilerinden birinin yazısında ‘ups!’ ünlemine bile rastladım. Bence, bu kadar masum olanın bir mahzuru yok ama, o halde ‘kasmasalar’ diyorum. 
Ama en önemlisi, ‘kültür’ denilen şeyin, ancak özgür ve farklılıkları barındıran, insanı ve evreni sonuna kadar didikleyen fırtınaların esebileceği bir ortamda yeşereceğinin, gelişeceğinin farkında değiller. Hayatı ak-kara, insanı iki boyutlu bir karikatür çizimi sınırları içinde algılayan bir zihniyet ne kültürü üretebilir ki? Bunlar ‘modern takıntılar’ mı? Hiç değil, modernlik öncesinde bugünkü manada özgürlük diye bir değer öne çıkmıyordu, ama kadim medeniyet kültürlerini hep verili dünya görüşlerini, iktidarların dayattığı resmi telakkileri, tüm baskılara rağmen ‘özgürce’ tartışanlar, ufukları içinde bulundukları sınırların ötesine taşanlar üretti. Neredeyse resmi mezhebimiz olan ‘Sünniliğin Hanefi kolu’nun kurucusu, böyle bir arayışın sonucu kendini Emevi zindanlarında buldu. İbrahimi dinlerin ilahiyat külliyatlarını insan, hayat, kudsiyet, iyi, doğru, her şey üzerine kafa yorma, derin düşünce oluşturuyordu. Biraz ilahiyat okusalar bari diyorum. İktidarın ilahiyatçıları mı? Bana İslamcılıkları ilahiyatın önüne geçmiş, İslamcılığın mayası olan siyasal öfkeleri bilgeliği ezip geçmiş gibi geliyor. Unutmasınlar, İmam Hanife zindandayken, sultanın sarayında olan ilahiyatçılar da vardı, peşine düştüğümüz birincisi oldu.

Orjinal Haber için tıklayınız.

BİR CEVAP BIRAK