Ana sayfa Güncel Yalın: Konserini iptal etmeyen müzisyenler suçlanıyor

Yalın: Konserini iptal etmeyen müzisyenler suçlanıyor

52
0
PAYLAŞ

"Takımın 30 gol yese sen de futbolu bırakırdın"

“Bayıla Bayıla” adlı yeni albümünü bir süre önce çıkaran ve albümün ikinci klibini bu hafta "Sesinde Aşk Var"a çeken Yalın, terör olayları sebebiyle ital edilen etkinliklerle ilgili olarak, "İptal etmeyen müzisyenler suçlanıyor. Ama aslında şarkı üreten ve şarkı söyleyen insan çok naif ve duygusaldır. Bütün bu olaylarda en çok o üzülür yani. Sosyal medyada oluyor işte. Bir şey paylaşmadığın ya da yazmadığın zaman tepki gösteriyorlar. Keşke hiçbir şey iptal olmasa tabii" dedi. 

Yalın lidese futbol oynadığını beliterek bir anısı şöyle anlattı: "Sahaya çıkmadan önce beden eğitimi öğretmenimiz WAslanlarım size güveniyorum' filan dedi. 30-2 bitti maç. 30 tane gol yedik yani. O sene çok ağrımıza gitti. Takımın 30 gol yese sen de bırakırdın"

Yalın'ın Hürriyet'ten Cengiz Semercioğlu'na verdiği söyleşi şöyle:

– Doğma büyüme İstanbullusun, hangi semtte doğdun?

Florya doğumluyum. Doğduğum ev hâlâ Florya’da.

– Büyüdüğün semt de orası mı?

Florya’dan sonra Bakırköy’e, Zuhuratbaba’ya taşınmış ailem.

– Çok iyi bilirim oraları. Top oynadın mı orada?

Tabii…

– Biz de Zuhuratbaba sahasına futbol oynamaya gelirdik…

Ben miniklerde oynadım. Bayağı miniklerde yani.

– Hangi mevkide oynuyordun?

Orta saha. Sonra lisede forvet oynamaya başladım.

– Futbola devam ettin mi sonra?

Bizim çok komik bir lise takımımız vardı. Yakın arkadaşlarımın hepsi takımdaydı. O zamanlar Galatasaray Lisesi’yle Fransız okulları arasında maç olurdu. Lise takımına bizi seçmişler ve ilk defa Galatasaray Lisesi’yle maç yapacağız. Ama antrenman çok yapmıyoruz, beden eğitiminden hep kaytarmaya çalışıyoruz filan. Galatasaray’da ise aslan gibi çalışıyor çocuklar. Neyse maça gittik. Bir formamız var mıydı, yok muydu hatırlamıyorum. Okul otobüsü bizi Taksim Meydanı’nda bıraktı. Hocayla beraber aşağıya doğru yürüyeceğiz. Ama takımdaki herkes bir dönerciye, bir hamburgerciye girdi…

– Maç öncesi mi?

Tabii. Birinin elinde lahmacun, birinin elinde hamburger, birinin elinde döner… Galatasaray Lisesi’nden içeriye giriş yaptık. Bir baktık rakipte konçlar, kramponlar… Tam takım giyinmişler. Birazdan maça çıkacağız, yanıyorlar yani! Bizde ise lahmacunlar! Dedim ki bunlar bizi paramparça edecek belli. Soyunma odasında herkes birbirine bakıyor “Biz nereye geldik, ne yapıyoruz burada” diye. Sahaya çıkmadan önce beden eğitimi öğretmenimiz “Aslanlarım size güveniyorum” filan dedi. 30-2 bitti maç. 30 tane gol yedik yani. O sene çok ağrımıza gitti tabii ama sonraki sene yendik Galatasaray’ı.

– Öyle mi?

Tabii… Lahmacunsuz, dönersiz çalıştık. (Gülüyor)

– Hayatının ilk derslerinden birini de orada aldın herhalde.

Çalışmadan bir şey olmuyor.

– Saint Michel Fransız Lisesi’nden önce hangi okuldaydın?

İlkokulu Ataköy’de okudum. Ondan sonra Florya’ya geri taşındık. Ortaokul ve liseyi Saint Michel’de okudum. Ardından Bilgi Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun oldum.

– Sonra da yurtdışı…

Evet, Londra’ya gittim, geldim. 1-2 sene orada Ekonomi okudum. Sonra tekrar Bilgi Üniversitesi’ne geri gelip orada bitirdim.

"Bizim lisenin müzik grubunu ben kurdum"

– Lisede futbolla beraber müzik var mıydı?

Vardı tabii. Lisede müzik grubunu ben kurdum.

– Sonra hiç kopmadın müzikten değil mi?

Aslında ilk olarak ortaokulda müzikle uğraşmaya başladım. Besteler yapıyordum. Lisede iş ciddiye binmeye başladı.

– Neden futbolu değil de müziği tercih ettin?

Bilmiyorum… Takımın 30 gol yese sen de bırakırdın. (Gülüyor) Bende müzik hep daha ağır bastı.

– Annenle baban da İstanbullu mu?

Evet, ikisi de İstanbul’da doğmuş. Babam aslen Samsunlu. Şehrin merkezinde bir okulda, her sabah şehrin yarısında yolculuk yaparak büyüdüm ben İstanbul’da. Florya’dan Şişli’ye şehrin yarısını geziyordum.

– Servisle mi gidiyordun?

Evet. O zamandan sevdalandık bu şehre. Şimdi nereye gideceksin ki bırakıp?

– Tek çocuk musun?

Evet.

– Şımarık çocuk yani…

Yok. Onu annemlere sormak lazım.

– Hiç yapmaz mıydın şımarıklık?

Çok şımarık bir çocuk olduğumu söylemezler. Tek şımarıklığım herhalde üniversiteyi aksatıp müziğe daha çok zaman ayırmam oldu. Ailedekiler “Ne yapıyor bu, neyin peşinde” filan demişlerdi.

"Aşkla ilkokulda tanıştım"

-İstanbul’daki ilk aşkını anlatsana bana. Lise mi, ortaokul mu, ilkokul mu?

Aşksa, ilkokulda yani.

– Platonik aşk ilkokulda…

Tabii… Anlatamazsın, söyleyemezsin. Söylesen bir türlü, çok utanırsın filan. Benim aşkla ilk tanışmam, ilkokul zamanıydı.

– Peki ya gençlik aşkı? Hangi semtlerde yaşadın gençlik aşkını?

Bebek, Nişantaşı, Rumelihisarı filan… Benim gençlik yıllarımda da Bebek popülerdi. Ben lisedeyken herkes Bebek’e gitmek isterdi. Orada buluşulurdu. Hatta Bebek’teki McDonald’s çok tercih edilirdi. “McDonald’s’ın önü” diye bir şey vardı. O otoparkın olduğu yer genç kaynardı. Herkes birbirini keserdi. McDonald’s’tan çok alışveriş yapan da yoktu yani. İlk gençlik aşkı diyebileceğim zamanlar o zamanlardı.

– Lisede popüler bir genç miydin?

Yoo… Ben yoğunlukla müzikle uğraşan bir adamdım.

– Müzik varsa popülersindir ama…

Tabii ama hani böyle fırlama delikanlılar olur ya, herkesin tanıdığı, bildiği, onlardan değildim. Ben biraz daha işin romantik tarafına zaman harcıyordum.

"İlk bestemi arkadaşımın aşkına yapmıştım"

– O zaman da romantiktin yani? İnsan 7’sinde neyse 70’inde de öyle oluyor demek ki…

Müzikle incelikli ilgilenmeye başladığım zamanlardı o zamanlar. Tamam, arkadaşlarıma katılıp hafta sonları giderdim öyle piyasa olaylarına filan ama esasında bütün zamanım, bir şarkı dinleteyim, demo yapayım diye stüdyolara gidip gelmekle geçti.

– İlk yaptığın beste hangisiydi?

Ortaokulda sınıf arkadaşlarımdan biri, yine bizim sınıftan bir kıza âşıktı. Bir kağıda dörtlük karaladı ve onu bana verdi. Ben onu aldım, bazı sözler de yazarak besteledim.

– Sonra kullandın mı?

Yok.

– Niye, o kadar kötü müydü?

Yok, çok güzel aslında ama bir albüme koyulacak kıvamda değildi. Kısa bir şarkıydı. O şarkıyı bir konserde söyledim hatta. Çok naif, çocukça bir şarkıydı ama güzeldi yani.

– 14 yıl önce ilk çıkış yaptığın dönemle bugün geldiğin noktayı nasıl değerlendiriyorsun? Hayalindeki yerde misin?

Hayaller bitmez. O insanı motive eden bir şey. Geçen sabah Rumelihisarı’ndan Kuruçeşme’ye yürüyüş yapıyorum. Rumelihisarı’nın önünden geçerken, “Ya burası eskiden tüm konserlerin yapıldığı yerdi” diye geçirdim içimden. Ben çocukken tüm konserlere orada gittim ve çok hayal etmiştim orada sahneye çıkmayı. Ben de bir gün orada şarkı söyleyeceğim diye geçiriyordum içimden. Daha çok ufaktım o zamanlar. Ve çok şükür ki 3-4 defa orada konser verdim. Şimdi bizim işimizi yeni yapmaya başlayanların öyle bir şansı yok ama. İstanbul’un en güzel konser alanlarından biriydi. Ufaktır ama duygusu ayrıdır.

– Rumeli’nin sende ayrı bir yeri var yani…

Orası benim için bir hayaldi. Harbiye’ye çıkmak da benim için hayaldi. Ben Harbiye Açıkhava’da ilk Bulutsuzluk Özlemi’nin konserine gittim. 11-12 yaşındaydım herhalde. Muhteşemdi. Çok heyecanlanmıştım. Harbiye Açıkhava’ya albüm yaptığım ilk sene çıktım. Orada sahneye çıkan en genç şarkıcı ben olabilirim.

"Metro kullanmam asansöre binmem"

– İstanbul’da sahilde yürüyüş yapıyorsun. Muhabirlere yakalanmadan yürüyüş yapmak zor olmuyor mu?

Yoo… Kapüşon, bereyle çok gizleniyorum. Bir defa önlerinden de geçtim, tanımadılar…

– İstanbul’da favori yerlerin neresidir? Sinemaya nerede gidersin mesela?

Sinemaya Alkent’e gidiyorum. Alkent hem eve yakın hem de çok güzel. Bende klostrofobi var, çok yerin dibine girmeyi sevmiyorum. O yüzden metroya filan çok binemiyorum.

– Bu korkun neden kaynaklanıyor?

Ben asansörde filan çok kaldım. Londra’da metroda kaldım saatlerce. Zaten çok kapalı yerde kalmayı sevmezdim. O artık son oldu. Şimdi asansöre hiç binmiyorum. Nişantaşı’nda 7 ya da 8’inci katta oturan arkadaşıma gittiğim zaman kan ter içinde merdiven çıkıyorum.

"Bu topraklara biz sahip çıkacağız"

– Doğma büyüme İstanbullu biri olarak bu şehrin son zamanlarda yaşadığı sıkıntıları nasıl görüyorsun? Artık pek çok kişi “Çekip gidelim, başka yere yerleşelim” diyor. Sen doğup büyüdüğün bu şehri terk etmeyi düşündün mü hiç?

Ben asla bırakamam. Benim dinleyicilerim burada. Yaptığım şarkıları dinleyen, içselleştiren, hisseden insanların hepsi burada yaşıyor. Ben onlarla aynı duyguları, aynı mutluluğu, aynı hüznü yaşamak zorundayım ki onların hissedebileceği bir şeyler söyleyeyim. İstanbul bırakılır mı ya? Dünyanın en güzel yeri burası. İstanbul’da aşk var…

– Gidenler, gitmek isteyenler için ne diyorsun?

Nereye gideceğiz ki? En mutlu olduğumuz, en rahat hissettiğimiz, en rahat olduğumuz yer burası. Bu topraklara biz sahip çıkacağız.

– Sadece İstanbul’da değil, dünyanın her yerinde oluyor benzer olaylar değil mi?

Kesinlikle. Terör sadece İstanbul’un sorunu değil. Ben Paris’teki olayların olduğu dönem oraya gidecektim. Sonra her şeyi iptal edip gitmekten vazgeçtik. Yani Avrupa’nın her yerinde olabilir bunlar. Şu an git Paris’e mesela, etrafta polisler var, güvenlik üst seviyede. Bak şimdi Berlin ve Zürih’te de olaylar oldu. Ki Zürih dünyanın en güvenli, en huzurlu kabul edilen şehri. Dolayısıyla güvenlik kafasına girip bir yere gitmek doğru değil.

– Londra’da yaşadığın dönemde sık gelir miydin İstanbul’a?

4 ay gelemediğim bir zaman oldu. O dönem gerçekten çok özledim. İlk geldiğimde toprağı öpme durumuna geldim yani. Bence 4-5 ay yurtdışında yaşayan herkes vatanözleminin ne olduğunu anlar.

– Nasıl yaşanıyor o özlem süreci?

Yurtdışına yerleştin diyelim, 1 ay sonra Türk lokantalarından sipariş vermeye başlıyorsun. Sonra İstanbul’dan gelenlere “Şunu getirin, bunu getirin” diyorsun. Bir arkadaşım bende kalıyordu, börek kokusuyla uyandım bir sabah mesela. Allah’ım, rüya gibiydi…

"Keşke daha iyi bir dünyada yaşasak"

Futbol dışında hobilerin neler?

– PlayStation oynuyorum fazlaca. Denizle aram çok iyi olduğu için denizde, teknede zaman geçirmeyi çok seviyorum.

– Var mı teknen?

Ufak bir tekne aldım.

– Seviyor musun balık tutmayı?

Evet. Boğaz’da balık tutma tecrübem çok yok. Bugün beraber denedik işte seninle. Bir de köpeklerimle çok vakit geçiriyorum.

– Kaç tane köpeğin var?

Biri erkek, diğeri dişi iki tane.

"Elimden geldiğince mutlu olmaya çalışıyorum"

– Peki 2016 nasıl geçti senin için?

Nasıl iyi geçsin ki… Kederlenecek, üzülecek bir sürü olay yaşadık. 20 tane büyük patlama yaşadık. Böyle bir ülkede insanın iyi bir yıl geçirdiğini söylemesi çok zor.

– İş açısından nasıl geçti peki?

İş açısından iyi. İstediklerimi yapabildim. Elimden geldiğince mutlu olmaya çalışıyorum elimdekilerle. Keşke daha iyi bir dünyada yaşasak.

– 2017’den ne bekliyorsun?

En büyük beklentim aslında huzur. Hem Türkiye için hem de tüm dünya için. Ümitsiz değilim. Ama çok güçlü olmamız gerektiğine eminim.

– Yeni konseri de sorayım, ne zaman olacak?

28 Mart’ta Zorlu Center PSM’de olacağız.

"Konserinin iptal etmeyen suçlanıyor"

– Yeni albümün “Bayıla Bayıla”ya tepkiler nasıl? Son klibi “Sesinde Aşk Var”a çektin…

Çok zor bir zamanda çıktı albüm. Ertuğrul Özkök’le buluştuk stüdyoda. Onunla böyle bir zamanda albüm çıkar mı çıkmaz mı diye çok tartıştık, düşündük. Sonra “Bu iş sağa sola bakıp düşünülecek bir şey değil ki. Benim şarkılarımı duymak isteyen insanları mutlu etsin” dedim. Ve gözümüzü kapatıp çıkardık. Cuma günü yeni klibi yayınladık, cumartesi günü Beşiktaş’taki patlama oldu. 1 hafta sonra da Kayseri’deki patlama oldu. Bu olaylar olurken nasıl yazacaksın, nasıl dinleteceksin, nasıl şarkından bahsedeceksin? Çok kolay değil yani…

– Ama bir taraftan da üretmeye devam etmek lazım. Bu olaylar oluyor diye hayatı bırakamayız. Hoş bırakmadığın zaman da eleştiriyorlar ya…

Şu anda öyle bir durum var, konserler iptal ediliyor ve iptal etmeyen müzisyenler suçlanıyor. Ama aslında şarkı üreten ve şarkı söyleyen insan çok naif ve duygusaldır. Bütün bu olaylarda en çok o üzülür yani. Sosyal medyada oluyor işte. Bir şey paylaşmadığın ya da yazmadığın zaman tepki gösteriyorlar. Keşke hiçbir şey iptal olmasa tabii. Yeri gelir konser de iptal edilir, her şey iptal edilir, sahneye çıkıp şarkı söyleyecek gücün olmaz, istemezsin, konseri de iptal edersin. Ama şunu bilsinler; böyle olaylarda tüm müzisyenler üzülür, hatta en çok onlar üzülür.

"Kendi şarkısını yapıyor olmak çok değerli"

– 11 şarkı var albümde ve hepsinin söz-müziği sana ait…

Özgen adında bir kardeşimle çalıştım. Hem aranjeleri birlikte yaptık hem de “Tatlıyla Balla” şarkısının bestesinde payı var. Normalde Ozan ve Alper’le çalışıyordum, onlar çok müsait olamazlar diye kendi işimi kendim bitireyim dedim. Özgen de sağ olsun çok yardımcı oldu. Bir de insanın kendi stüdyosu olunca daha kolay oluyor her şey.

– Geçen gün Aykut Gürel’le konuşurken; “Albüme hangi şarkıların gireceğine prodüktörler ve şarkıcılar artık kendisi karar veriyor. Aranjeyi de kendi yapıyor. Bu bir atletin olimpiyatlara kendi kendine hazırlanmasına benziyor” dedi…

Doğru. Ben fikir soruyorum ama. Yani fikrine güvendiğim insanlara danışıyorum. Tabii ki sormak, danışmak, yardım almak çok önemli. Bunu yapmadan körü körüne stüdyoya kapanmak riskli. Bir taraftan da bu işten anlayan çok insan kalmadı. Yetiştiremiyoruz da. Bu işi en iyi yapanlar, yıllardır bildiğimiz üç-beş kişi…

– Kendi bestesini yapan şarkıcılar, diğerlerine göre kendini daha mı yüksekte görür?

Yüksekte görmek değil de, daha avantajlı olduğumuzu söyleyebilirim. Avantajlıyız, çünkü birinden iyi bir şarkı bulmak ya da aramak zorunda değiliz. Hiç kimseye bağımlı olmadan kariyerimizi yukarı çıkarabilir, tekrar gündeme gelebiliriz. Bu bizim elimizde yani. Öbür türlü birine bağımlısın ve o birinin de iyi şarkı yapması lazım. Kendi şarkını yapıyor olmak çok değerli.

"Sensiz Olmaz'ı keşke ben söyleseydim"

– Bence de çok değerli. Bir şarkıcının kendine şarkı yapamaması, benim köşe yazımı başkasına yazdırmam gibi bir şey. Bana öyle geliyor…

Doğru ama mesela beste yapmasa da çok iyi olan yorumcular da var.

– Kim mesela?

Ajda Pekkan mesela. Benim için sesi çok başka, çok ayrı. Yorumcu olacaksa insan, sadece şarkı söyleyecekse, o zaman Ajda Pekkan olmalı. Çünkü o zaman herkesten farklı olman lazım. Ajda Pekkan şarkı söylediği zaman herkesten farklı bir yere taşır o şarkıyı.

– Sen neden başkasının şarkısını söylemiyorsun?

Bu egoyla alakalı bir şey değil. Önümde hep 13-14 şarkım oldu.

– Kıyamıyorsun kendi şarkılarına. Bu ego işte.

Belki de. Bilemiyorum. Ama mesela bu albüm için 18 şarkı yapmıştım, 11’ini koydum. 7’sini kullanmadım yani.

– Ama başkalarına ait beğendiğin şarkılar da vardır elbet, “Şunu bir de ben söylesem” dediğin…

Keşke ben söyleseydim dediğim çok şarkı var tabii. İlhan Şeşen’in “Sensiz Olmaz” diye bir şarkısı var mesela, keşke ben söyleseydim onu.

"En büyü hayalim baba olmak"

– Terörü konuştuğumuz bir dönemde baba olmak gibi bir hayalin var mı ya da güvenlik kaygısıyla bunu ertelemek gibi bir durumun var mı?

Yok, öyle bir kaygıyla bunu ertelemem. Ama annelerin ve babaların çocuklarıyla ilgili kaygılarını da anlıyorum.

– Var mı baba olma hayalin?

En büyük hayalim. Hep söylüyorum; bir kızım olmasını çok istiyorum.

– Kaç yaşındasın?

36.

– Evlilik kurumunun, çocuklu bir aile hayatının müzisyenlerin yaratıcılığına olumsuz etkisi olabilir mi?

Yaşamadığım için bilmiyorum. Ama yaşadığımız hayatın ürettiklerimize etkisi olduğuna eminim. Yalnız olduğu bir dönemde insanın daha kendine döndüğünden de eminim. Ama mesela yalnızken 10 şarkı yaptın, hayatında biri varken yaptığın 5 şarkı daha iyi olabilir o 10 şarkıdan. Bilemiyorum yani. İnsanın kendini nasıl beslediğiyle alakalı o durum. Mesela ben şimdi kendi stüdyomu kurduğum için oraya her gittiğimde başka bir elbise giydiğimi hissediyorum ve o beni motive ediyor.

"Onno Tunç'un evi müzik müzesi gibi"

– Ne zaman kurdun stüdyoyu?

Geçen sene bu zamanlar.

– Nerede?

Levent’te. Onno Tunç ve Sezen Aksu’nun eski evi. Sağ olsun Sezen Hanım çok yardımcı oldu bu konuda bana. Hayatımın en mutlu günlerini orada geçiriyorum.

– Onno Tunç gibi bir ustanın evi sonuçta…

Acayip bir şey ya… Her gelen aynı şeyi hissediyor. Orası böyle bir müzik müzesi gibi…

– Ne kadar zaman geçiriyorsun stüdyoda?

Albüm yaparken daha uzun kalıyorum.

– Albümün yeni çıktı. Şimdi gidiyor musun mesela?

Tabii. Şimdi başkalarına vereceğim şarkılar üzerinde çalışıyorum. Eşim, dostum, sevdiğim arkadaşlarım benden şarkı istediler. Buna daha önce çok zaman ayırmamıştım. Şimdi biraz zaman ayırmak istiyorum. O yüzden böyle sürekli yeni şarkılar üretip cephaneyi doldurmaya çalışıyorum.

– Neden şarkı vermedin daha önce isteyenlere, tembellikten dolayı mı?

Yoo, tembel değilimdir aslında. Hele şarkı yazma konusunda hiç tembel değilimdir. Ama daha çok kendime konsantre olmuştum. Aslında birilerine bir şey yapmak da ayrı bir keyifmiş. Şimdi biraz o konuda çalışıyorum.

– Kime vereceksin şarkı?

Şimdi söylemeyeyim. Yakında duyarsınız.

"Eski halime şaşırıyorum"

– Müziğinin hedef kitlesi kimler?

Bilmem. (Gülüyor)

– Ben söyleyeyim mi? 13-14’ten başla, 40’lara 50’lere kadar git. Geniş bir yelpazen olduğunu söyleyebilirim…

Evet, bunu ben de konserde görüyorum. Çok hoşuma gidiyor.

– Onun da nedeni ne biliyor musun? İlk olarak çok gençken romantik bir aşk şarkısıyla çıkış yapmış olman…

Ergen gibiydim ya, saçlar filan.

– O halini beğenmiyorsun yani?

Beğenmemek değil de, dönüp bakınca şaşırıyorum.

Orjinal Haber için tıklayınız.

BİR CEVAP BIRAK