Ana sayfa Güncel Bir Müslüman “Tanrı uludur” denmesinden neden rahatsız olsun ki

Bir Müslüman “Tanrı uludur” denmesinden neden rahatsız olsun ki

88
0
PAYLAŞ

Onur Behramoğlu yazdı

Nihal Yeğinobalı, "Cumhuriyet Çocuğu" adlı harikulade güzellikteki anılar kitabında anlatır: “Allahuekber! yani ‘Tanrı uludur!’ gibi masum ve mübarek bir bağırışın örümcek kafalarca şiddet ve kan dökme bağlamlarında kullanılabilmesi ne kadar hazin! Bu kişiler, ‘Allahuekber’ yerine ‘Tanrı uludur!’ diye bağırsalar böyle kolaylıkla cezbeye gelip can alamayacaklardır, buna inanıyorum. Çünkü bilmediğimiz, (hatta bildiğimiz) bir yabancı dilde söylediklerimiz, sözcüklerin ne dediğini bilsek bile bize yabancıdır; asıl dediklerinin dışında birtakım anlamlar ve büyüler yüklenirler çok zaman. Atatürk’ün, Kubilay olayını, ‘din meselesi’ olarak yorumlayanlara, 'Din değil, dil meselesi,' deyişi de bundan değil mi?”

“Oku! Yaratan Rabbinin adıyla!” sözleriyle başlar Kur’an, inananlar için insanlığa bir öksüzün vicdanından seslenir. Buradaki “oku” emrinin bir eylem çağrısı olduğunu, İhsan Eliaçık defalarca yazdı, anlattı. Meydan okumadaki okumadır kastedilen, ezan okumak da öyledir, yüksek sesle yapılan eylem çağrısı. Nitekim, Eliaçık’ın özenle vurguladığı gibi, “Hz. Muhammed, Hira Mağarası’ndan şehre indikten sonra, harıl harıl kitap okuma faaliyeti içine girmemiş, kütüphaneler aramamıştır. Kendini peygamber olarak tanıtmış, Mekke’ye egemen çeteyi tam bir meydan okuyuşla sarsmıştır. Yirmi üç yılın sonunda bu meydan okumayı her aşamasında yönlendiren sözler bir araya getirilmiş ve ona da Kur’an (okunanlardan bir araya getirilen, toplanan) denmiştir. Hakkında bilgi sahibi olurken bile metafizik bir gerilim içinde olmak icap eder, aksi halde size kendini açmaz.”

DÜNYA GÖRÜŞLERİ NE OLURSA OLSUN…

Büyük şair Puşkin’e, “Ne berbat fizik fakat ne gözüpek şiir” dedirten budur. Dünya görüşleri ne olursa olsun, o metafizik gerilimi şairler duyar, şair tabiatlılar yaşar. Bugün İstanbul dışında hiçbir yerde kitaplarını imzalayamayan, her yerde engellenip yasaklanan Eliaçık, ‘meal’e de, “Metinde geçmeyeni duyabilmek, metnin kendi zihnindeki yankılanmalarını metne yorum şeklinde geri göndermek, metin vesilesiyle kendini yeniden inşa etmek” anlamını yakıştırır ki haklıdır, şiirdedir, şiirden söz etmektedir. Hayatın her alanını düzenleme iddiasındaki bir metinden söz ediyoruz madem, hukuk terminolojisiyle söyleyelim: Meal, içtihat ile aynı kategoride olup “Önceki çağlarda ortaya çıkmış bir metni meydan okuyucu bir dinamizmle sürdürmek için tarihin gerisinde kalmama çabası”dır.

Okuduğumuz Türkçe Kur’an meali, Arapça metnin, meali kaleme alan kişinin dünyasındaki yankısıdır; yedinci yüzyıl Arap dünyasının bugünkü Türk dünyasına (diline, tarihine, kültürüne) aktarımı esnasında anlaşılan, hissedilen, yorumlanandır. Örneğin, yine Eliaçık’a, onun mealine göre Kur’an, “Allah’ın, yedinci yüzyıl Mekke-Medine ortamından seçtiği bir öksüzün saf bir yürek temizliği içindeki vicdanı üzerinden tüm insanlığa mesajıdır. Tapınaklarda, saraylarda değil mağaralarda, sokaklarda doğmuştur. Her doğan çocuk Âdem, hayata atılan her genç de Yusuf olarak anlaşılır, böyle okunursa mesajın tam yerini bulduğu görülecektir.”

NEDEN RAHATSIZ OLSUN Kİ…

Bilgi, kimilerinin iddia ettiği gibi sadece Kur’an’da değil her yerdedir; varlığın zerrelerinde, genişleyip duran evrende, damlada, ummanda, samanyolunda ve ötelerde. İnsanın omuzlarındaki mecburiyet işte o deruni bilgiyi okuyup bilinçlenmek, hakikati ararken tarihin gerisinde kalıp da gericileşmemek, her an her şeyi sorgulamak, bulabildiği bir parçacık ışığı da cesaretle yaymaktır. Türkiye’de yaşadığımıza, Türkçe konuşup yazarak Türkçe düşündüğümüze, çağımızın çağdaşı olma uğraşına Türk dilini öğrenerek başladığımıza göre Kur’an’ı Türkçe okumak da, ezanı yani çağrıyı anadilimizde duymak da güzel sayılmalı, desteklenmeli, övülmelidir. “Tanrı uludur, Tanrı’dan başka yoktur tapacak, şüphesiz bildiririm Tanrı’nın elçisidir Muhammed, haydi namaza” denilmesinden hangi samimi inanan, neden rahatsız olsun ki?

Ben kendi payıma Oğuzhan Bahtiyaroğlu’nun okuduğu nihavend ezanı çok sever, dinlerken duygulanırım. Lakin, kulağımda Türkçe ezan olsa, belki onu duyduğumda da duygulanacak, sevinç duyacaktım. Allahuekber’deki titreşimi “Tanrı uludur”la yüklenemeyebiliriz ama burada inançtan, ibadetten söz ediyorsak bunu bilerek, bilinçle yaşamanın önünü açmamız gerekir. Bu, tam da Atatürk’ün vurguladığı gibi, din meselesi değil dil meselesi yani düşünce, bilinç, aydınlanma meselesidir. Arapça dışında hiçbir dili kabul etmeyip “Türkçe ezan zulmü” diye yeri göğü inletenlerden biri, ekranda konuşurken, “Ne demek Allahuekber? Allah birdir demek” diyor, yani anlamı bilmiyordu. Okuduğunu-duyduğunu anlamama, anlamadan coşup aşka gelme ısrarı, Diyanet verilerine göre yüzde doksan ikisinin hayatında bir kez bile merak edip Kur’an okumadığı ama okumadan inandığı bir toplumda aydınlanma korkusundan başka bir şey değildir.

CHP YÖNETİMİ DE BU SESİ DUYAMAZ

“Ya Sin!”, “Ey yaşayan insan!” demek, dilinden Yasin düşürmeyen kaç kişi biliyor ki bunu, kaç kişi kalbinin derinliklerinde hissediyor? Ezanı ister Türkçe, ister Arapça okuyun, din ticaretiyle geçinen rantçı-yağmacı yobazlar ve dalkavukları da, 1932’de Atatürk’ün emriyle yaşama geçirilmiş Türkçe ezana karşı çıkarak onların değirmenine su taşıyan CHP yönetimi de bu sesi duyamaz, hepsi ölüdür. Eşitlik, adalet, onur uğruna mücadele edenler ise, kitaplardaki şekil şartlarının hiçbirini yerine getirmeseler de “Ey yaşayan insan” sözünün gerçek muhatabı, bu haksızlıklarla, zulümlerle dolu dünyanın atan nabzıdırlar.

Mesele Atatürk-Cumhuriyet-aydınlanma düşmanlığı, gericiliğin kılıç şakırdatması, yurdumuzun devrimci damarlarının kesilmesi meselesi. Ben biliyor, bildiğimi de söylüyorum. Atatürk’ün partisinde koltukları işgal etmiş adamlar da Atatürk düşmanlarına erketelik etmenin hesabı sorulmaz sanmasınlar, sorulur, sorulacaktır.

Onur Behramoğlu

Odatv.com

Kaynak : http://odatv.com/bir-musluman-tanri-uludur-denmesinden-neden-rahatsiz-olsun-ki-11111804.html

BİR CEVAP BIRAK