Ana sayfa Güncel Rona Hoca’dan söz edeceksek söze şöyle başlamak gerekir

Rona Hoca’dan söz edeceksek söze şöyle başlamak gerekir

62
0
PAYLAŞ

Özge Demir yazdı

Rona Hocamızı 6 kasım 2018, Salı sabahı kaybettik.

İstanbul Bilgi Üniversitesi'ne girdiğimiz ilk gün Medeni Hukuk dersi ile bizi karşılayan ve son senemizde Miras hukuku dersi ile bizi uğurlayan güzel hocamız…

1942 doğumlu olan, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi'nden, 1967 yılında ise Tübingen Üniversitesi'nden doktora derecesiyle mezun olan Rona hocamızı, biz öğrencileri ve bilim dünyası Medeni hukuk ana bilim dalına katkıları ile tanıyoruz.

Rona hoca hukuku seven, hukuku öğretmek için canla başla çalışan, öğrencisine değer veren, çalışkan ve dürüst bir aydın, “egosuz bir duayen”di.

Ancak Rona hoca sadece iyi bir insan ve iyi bir akademisyen olduğu için bizim hikayemizde yer edinmedi.

Doğrudur Rona hoca güler yüzlüdür, iyi bir insandır, iyi bir hocadır. Öyle ki derslerde “talihsiz babanın talihli oğlu”, “yanlışlıklar komedisi”, “çapkın kaptan”, “çürük domates çetesi” gibi örnekleri ile, ilgili konuyu hemencecik öğrenirsiniz.

TÜM BU DEĞERLER NEREDEN GELMEKTEDİR

Rona hocayı gördüğünüzde mutlu olursunuz. Derste, ders dışında ne sorarsanız sorun yardımcı olur hemen. Rona hocaya sınavda soru sormaya utanırsınız hatta; çünkü Rona hoca sınavın ortasında hiç gocunmadan, tüm sınıfa sorunun cevabını anlatır, öğretmeye çalışır…

Tüm bunlardır Rona Hoca ama Rona hocayı, Rona hoca yapan tüm bu değerler bu özel anlar nereden gelmektedir?

Belki de dönüp Rona hocamızın yazdıklarına, sözlerine yeniden bakmak gerekir tüm bu değerleri anlamak için.

18 Mayıs 2009 günü İstanbul Hukuk Fakültesi kürsüsünden veda ederken “Hukukun güçlüye karşı güçsüzü koruma işlevini içselleştiren hukukçunun beyni gibi yüregi de zengin olur. İyi bir hukukçu aynı zamanda iyi bir insan olur. İyi bir insan da kendisi ile barışık, çevresi ile barışık, erinç ve mutluluk içinde yaşar” der. [1]

Rona hocanın kendisi ile çevresi ile barışık, erinç ve mutlu bir insan olması, güçsüzün, ezilenin yanında olmasından gelmektedir.

Kuşkusuz toplumculuğundan ve devrime olan inancından, hukuka ve hayata marksist bakışından gelmektedir iyiliği…

Boyun eğmeyen, yüreği zorluklar görmüş insanlar, insana değmeyi en iyi bilenlerdir.

Rona hoca da elbette yüreği güzelleşirken, bir çok zorluk da görmüştür…

68 KUŞAĞININ EN ÖNEMLİ DESTEKÇİLERİNDEN BİRİYDİ…

60'tan sonra üniversitelerin yeninden inşa edildiği, öğrenci hareketinin başladığı esnada bir anda kendisini hukuk okurken bulur Rona hoca. 1968 yılında Hukuk Fakültesinde asistanlık yaparken de 68 kuşağının en önemli destekçilerinden biri olmuştur.

Aynı zamanda Rona hoca, Milli Güvenlik Kurulu tarafından 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na bir ek yapılarak komutanlıklara verilen, kamu kurumu görevlilerinin işlerine son verebilmesini isteme yetkisi sonucunda “1402”likler olarak kamuoyunda bilinen ve üniversiteden uzaklaştırılan öğretim elemanlarından biriydi…

Üniversiteden ayrılmak zorunda kalarak Almanya'ya giden Rona hoca, İlhan Akın'dan davayı kazandın haberini alır almaz, hemen yurda dönen bir yurtseverdir.

Kemal Alemdaroğlu tarafından yönetilen İstanbul Üniversitesi'nde akademik baskılar arttıkça çoğu akademisyen İstanbul Üniversitesi'ni terk ederken, Rona hoca bu mevzileri zorbalara bırakmamak lazım diyerek üniversitede kalmıştır.

Tüm bu tutumlar, Rona hocanın marksist kimliğinin ayrı ayrı görünümleridir.

Rona hocanın marksist kimliği akıl yürütme biçimine bütünüyle yansımıştır. Öğrencilerine de bu ilke doğrultusunda yaklaşır. Öğrenciler, mücadelenin devamcısıdır ve en çok da bu yüzden değerlidirler.

Bu yaklaşım ile Rona hoca tarafından yazılan Medeni Hukuk Genel Hükümler kitabı Hukuk fakültesi 1. sınıf öğrencilerini şu ifadeler ile karşılar:

"Hukukla devlet insanlığın belli bir gelişme aşamasında, toplumun çıkarları birbiriyle çatışan sosyal sınıflara bölünmesiyle, bu çatışmaları uzlaştırmak ve toplumsal üretim yaşamını düzene bağlamak üzere yaklaşık on bin yıl önce ortaya çıkmıştır. Yüz binlerce yıllık insanlık tarihinde pek kısa bir kesittir bu. Demek ki çoğu kitapta yer alan bir Latince özdeyişte (ubi societas ibi ius) anıldığı ve genelde sanıldığı gibi, 'nerede toplum olmuşsa orada hukuk da olmuş' değildir. Bilimsel araştırmaların ortaya çıkardığı, gerçek şudur ki ilkel komünal üretimin (avcılığın, hayvancılığın, çömlekçiliğin, demirciliğin) geçerli olduğu, mal mülk ve sınıf kavgalarını tanımayan başsız (akefal) gens (klan) toplumlarında ne devlet ne hukuk vardı; sadece herkesin zorlamasız kendiliğinden uyduğu, 'consensus'a (toplu onaya) dayalı dayanışma kuralları yürürlükteydi. Günümüzde de devletin ve hukukun zorlayıcı kurallar olmaksızın yaşayan toplumlar vardır. Bunu yakın çevremizde de hukuksuz devletsiz kuralsız, yaptırımsız yaşayabilen huzurlu ailelere benzetilebilirler.” [2]

HUKUK, EGEMEN İLİŞKİLERİN GÖRÜNÜMÜDÜR

Rona Serozan devleti ve hukuku sınıf savaşımının bir sonucu ve aynı zamanda insanlık evriminin çok küçük bir kısmında yer alan aygıtlar olarak görür. Devlet toplumdaki farklı sınıfların uzlaşmasını sağlamak ve üretim biçimlerinin devamlılığını sağlamakla mükelleftir.

Yine Karl Marx'ın ve Friedrich Engels'in devlet ve hukuk hakkında yazılarını çevirip derlerdiği Devlet ve Hukuk adlı eserinin önsözünde hukuku yine bir marksist olarak tarif eder:

"Bir üstyapı kurumu olarak hukuk ve aynı zamanda devlet, üretim araçlarına sahip olduğu ölçüde topluma da egemen olan sosyal güçlerin çıkarını ve istencini yansıtır; bu arada, bu sosyal güçler yararına kurulu egemenlik ilişkilerini (statükoyu) korur. Ama aynı zamanda hukuk, ideolojik açıdan da yani adalet, eşitlik, hakkaniyet ve özgürlük ülküleri açısından da yine ekonomik altyapının bir yansısı olan 'toplumsal bilincin' bir uzantısını oluşturur. Bu değişik katmanlardaki devinimlerin düz bir çizgide oluşmayıp, farklı prizmalarda kırılarak ve karşılıklı etkileşim sürecinde adeta mekik dokurcasına gerçekleşmesi, maddi üretim yaşamının ve aynı zamanda sosyal, sınıfsal yapının son aşamadaki belirleyiciliğine gölge düşürmez." [3]

Hukuk, egemen ilişkilerin görünümüdür ve hukukta örgütlü işçi sınıfının mücadelesinin izleri de bulunmaktadır.

İyi bir hukukçu tam da bu kazanımların koruyuculuğunu üstlenendir. Bu yüzden iyi bir hukukçu, aynı zamanda iyi bir insandır. İyi bir hukukçuyu güzelleştiren, iyileştiren onun burjuva sınıfı ile işçi sınıfının savaşımında tuttuğu saftır.

Rona hoca, Başkanlık sistemine yönelik eleştirilerini dile getirirken tuttuğu safın da altını çizer.

"Gece yarıları oldu bittiye getirilen torba yasalara, ülkenin tüm etkili kişilerinin partizanca atanmasına, köprülerin ve havalimanlarının nerelerde kurulacağına, imar planlarından nükleer santrallara, karikatürlerden heykellere, giyim kuşamdan yiyeceklere ve içeceklere, okunacaklardan seyredileceklere, kaç çocuğun hangi yoldan dünyaya getirileceğine varıncaya dek her alana despotça hükmetme yetkisine meşruluk kazandırılacaktır. Dahası, kayırmacılık ve yolsuzluk kolayca örtbas edilebilecektir."

Böylece, aynen 12 Eylül 1980’den sonra yapıldığı gibi, kişiye özgü (zata mahsus) bir “başkanlık kaftanı” üretilmiş olacaktır. İşte başkanlık sistemiyle izlenen ve özlenen asıl amaç budur. Başkanlık rejimini dayatma yoluyla “demokrasinin son ayak bağlarından” da kurtulup muhalefetin her türünü bastırma ve kayırmacılıkla yolsuzluğun önünü açma sürecine karşı çıkmak, özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı ve eşitlikçi demokrasi değerlerine bağlı her yurtseverin ve aynı zamanda insan severin boynunun borcu olmalıdır. [4]

"ŞİMDİ MARKSİZMİN TAM SIRASIDIR"

Bu borcun nasıl ödeneceğini de tarif eder Rona hoca:

"Tarihsel maddeci devlet ve hukuk kuramının önemi, metafizik ve idealist ideolojilerin düşünce âlemimizi kararttığı ve karıştırdığı bir dönemde ve ortamda özel bir ağırlık kazanır. İşte bu nedenledir ki 'şimdi Marksizmin tam sırasıdır.'"

Ancak devrim sırasında tüm egemen ilişkiler yıkılmaktadır. Eskisi gibi yönetilemeyen dünyaya, eski devlet ve hukuk düzeni de hakim olamayacağından, her biri tek tek yıkılacaktır.

Rona hoca Devlet ve Hukuk adlı derlemenin önsözünde Marx'ın tarif ettiği hukukun, devletin ve kapitalist ilişkilerin değiştirilmesi gerektiğinin de altını çizer.

"…Elinizdeki seçki, devlet ve hukuk üstüne böylesi bilimsel gerçekleri dile getirmekle, okurun salt uyandırılıp uyarılmasını, bilinçlendirilip aydınlatılmasını değil, aynı zamanda onun yabancılaşmalardan, devlet ve hukuk fetişizminden kurtarılıp özgürleştirilmesini, başını dik tutabilmesini ve 'başka bir dünya da olanaklıdır' diye, geleceğe umutla bakabilmesini de amaç bilir."

Rona hocanın eski bir öğrencisi olarak söyleyebilirim ki:

Rona hoca iyi yürekli, hoşgörülü, egosuz bir insandı, iyi bir akademisyendi sözlerinden çok daha fazlasıdır.

Rona hocanın hayatına, kişiliğine, yazdıklarına damga vuran marksist bakışıdır.

Rona hocayı hatırlayıp, ondan söz açacaksak, sözlerimizin şunlarla başlaması gerekir:

Sözümüz söz şimdi karanlığın ortasında umutla baktığımız güzel dünyamızda Marksizmin ve başka bir dünyanın tam sırasıdır!

Özge Demir

Odatv.com

1- Rona Serozan ile yapılan röportajdan alınmıştır: https://docs.wixstatic.com/ugd/a6a924_fc191030b66e461f9eed90504445ae23.pdf (Erişim tarihi bulunmamaktadır.)

2- Rona Serozan, Medeni Hukuk Genel Hükümler, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2008, s, 6.

3- Karl Marx ve Friedrich Engels, Devlet ve Hukuk (Çeviren ve derleyen Rona Serozan) Ayrıntı yayınları, İstanbul, 2018 s.11.

4- Rona Serozan ile yapılan röportajdan alınmıştır: https://www.birgun.net/haber-detay/bilgi-universitesi-ogretim-uyesi-rona-serozan-baskanlik-sistemi-diktayi-yasallastirir-78044.html Erişim Tarihi: 26/04/2015

Kaynak : http://odatv.com/rona-hocadan-soz-edeceksek-soze-soyle-baslamak-gerekir-10111830.html

BİR CEVAP BIRAK