Ana sayfa Güncel Tarikatlar Amerika’yı neden seviyor

Tarikatlar Amerika’yı neden seviyor

52
0
PAYLAŞ

Nazif Ay yazdı

Hep merak etmişimdir, İslamcılar ara sıra bayrağını yaksa, “Katil” diye sloganlar atsa, hatta kimi liderlerinin söylemine uyarak “Büyük şeytan” diye tanıtmaya çalışsa da niçin gizlemeden, saklamadan bir Amerika hayranlığı hastalığıyla muzdariptir diye. Bu Amerika aşkının gereği türlü senaryolarla onlara yaranma çabasının altında yatan psikolojiyi uzun yıllar çözememişimdir. Türkiye’nin yurtsever aydınları ve emekçi devrimcileri yüksek ahlakları, emperyalizmle cansiperane mücadeleleri ve meşhur 6. filonun zamane lejyonerlerini denize dökerken gösterdikleri civanmertliği dillere destan olurken, “Go home Yankee” itirazlarına, İslamcıların adeta “I love Sam Uncle” diye karşılık vermesine anlam veremezdim. Öyle ki, bir ara “Galiba Mekke’nin ilk yerlilerinden olan Amalika kabilesinin ismine benzerliğinden ötürü mü bu karşı konulmaz, zapt edilemez sevgi?” diye biraz da espri katkılı fikri aklıma düşürmeden edemedim.

Sahi, neydi İslamcılarda bu Amerika yandaşlığı, düşüncesini zihnimde yoğururken birden beynim aydı. Aslında Amerika’yı İslamcının ikonu haline getiren sebep hem “Dünya gemisinin kaptan köşkündeki” güce saygı duymanın ötesindeki acziyetten doğan tapınmaydı, evet, ama hem de dinî metinlerde ki bazı ifadeler, özellikle fiten hadislerinde (kıyamet alametlerine dair –güya- peygamber sözleri) saklıydı.

İsterseniz meseleyi birkaç noktadan değerlendireyim.

FETHULLAHÇILARDA AMERİKA’NIN ANLAMI

Nurcularda Washington’daki Beyaz Saray’ın ahir zaman hadislerinde geçen “Beyaz Ev” (Müslim, İmare 10) ile yorumlanması konusu ilginçtir. Amerika’ya ilk Risale örneklerini götüren kişi, Said Nursi’nin müritlerinden ve o zamanlar muvazzaf asker olan, Minyeli Abdullah adlı romanın da yazarı Hekimoğlu İsmail, gerçek adıyla Ömer Okçu idi. Muvazzaf asker olarak Amerika’ya vazifeli giden Ömer Okçu, yanında Risale-i Nur külliyatından bazı kitapları da götürmüştü.

Peki, Nurcular için Amerika neden hedef ülke seçilmiştir? Esasında diğer cemaatlerinde bu koca ülkeyle göbek bağı yok değildi. Işıkçıların TGRT’yi Amerikalı medya patronuna satması, Cerrahi tarikatının ve Süleymancıların Amerika’da örgütlenmesi tesadüf değildi.

Evet, İslamcılar Amerika’yı örgütlenme ve sermayelerini cömertçe açma konusunda birbirlerine benziyorlar ve ısrarla niçin bu ülkeyi seçiyorlardı? Bunun cevabı aslında oldukça basitti. Gerçekte onlar Amerika’yı değil, Amerika onları seçiyordu, bu kesin.

Mesela, Fethullah Gülen bir gün, cemaatlerine özgü o palavrası bol ve safça inananı inanılmaz sayıda olanından bir rüya görmüştü. Rüyasında yüzerek Amerika’ya gidiyordu. Ona ve yakınlarına göre bu rüya, Türkiye’den kaçıp uzaklara kaçınılacak kutsal göçün (hicret) işaretiydi ve hicretin destinasyonu Amerika’ydı. Fakat hakikatte ise mukaddes yolculuğun bittiği yerde, yani Amerika kıyılarında Fethullah’ı CIA ajanları bekliyor olacaktı. Hani daha sonraları, şeflerinin kendisine referans ve kefil olacağı CIA’ın ajanları.

Burası sahihlik (doğruluk) derecesi meçhul hadislerde geçen “Beyaz Ev”in yani bizim “Beyaz Saray” diye bildiğimiz konutun olduğu yerdi. Oysa bir tezat vardı, zira Beyaz Ev, hadislere göre deccalın mekânıydı. Ama kendini Musa gibi gören ve gösteren Mehdi özentili Fethullah, firavun diye tanıttığı Amerika’nın kollarında kollanmayı, sahiplenmeyi ve büyütülmeyi amaçlayacaktı güya. Sanki onu sarıp sarmalayan koca firavun, küçük beyinli Fethullahçıların basit Yeşilçam tadındaki filmleri andıran koftiden senaryoyu sezemeyecek derecede ahmakmışçasına tüm nurcular böylesi bir dinci projeye bel bağlayıp inandılar.

İSLAMCILARIN YURT DIŞINA KAÇIŞLARI HİCRET MİDİR

Nurcu Fethullah Gülen ile Recep Erdoğan’ın da siyaseten mensup olduğu İskenderpaşa cemaatinin önderi Esad Coşan gibi İslamcı önderler, nedense yurtdışına kaçmayı marifet bilmişlerdir. Onların ardında kalanlar ise yurtlarını terk edip kaçan bu zevatı mağdur ve mazlum ilan etmişler ve kılıf olarak da “Aslında onlar hicret ettiler!” zırvasına bel bağlamışlardır. Oysa Ergenekon ve Balyoz gibi davaların mazlum ve mağdurları olan onurlu şahıslarsa yurtdışına kaçmamış, suçluluk halet-i ruhiyesini ilan etmemişlerdi.

Hz. Muhammed ve arkadaşlarında gördüğümüz hicret, kaçış değil, stratejik vaziyet alma ve uygun pozisyona geçmeydi. Aynı zamanda hicret, aynı tip insanların yaşadığı topraklarda ülke içi yerel bir göç özelliği taşıyordu. Hz. Muhammed hicret ederken yerelliğe göre hareket etmiş ve zamanın kodaman, sömürgeci ülkeleri olan Roma ve İran (Pers) diyarına gitmemiş, halkının onuruyla oynamamıştır. Kaldı ki putperest olduğu halde karakter sahibi olan Abdullah bin Uraykıt’ı da hicret hareketine katmıştır.

Öyleyse İslamcıların kaçışları, hicret değil, senaryoları inandırıcı değil, uydurdukları din kaynakları güvenilir değil, ama Amerika’yı candan sevmeleri de boşuna değil.

Nazif Ay

Odatv.com

Kaynak : http://odatv.com/tarikatlar-amerikayi-neden-seviyor-22091839.html

BİR CEVAP BIRAK